Thursday, March 15, 2012

9. gün

kabuslarımın makarnası - aynen böyle bişeydi
Dün gece garip bir kabus gördüm. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla buluşuyorum ve ne yapalım diye konuşurlarken yeni açılan bir İtalyan lokantasına gitmeye karar veriyorlar. Yemek yemediğimi onlara söylemiyorum ve peşlerine takılıyorum. Arkadaşlarımdan biri nedense hepimiz için yemekleri seçip sipariş veriyor ve benim şansıma bir tabak kurutulmuş domatesli penne çıkıyor. Yemek ve yememek arasında çok kararsız kalıyorum ama (herhalde rüyanın en kabus kısmı bu) sonra bir çatal alıyorum ve yer yemez çok pişman oluyorum. Midemi yıkatsam mı diye düşünürken korkunç mide kramplarıyla ve titreyerek uyanıyorum. Çünkü ben glutenli bişeyler yemeyeli de en azından 5 yıl olmuştur. Çok sembolik bir rüyaydı.

Günlük hayatta da böyledir, kimseye özellikle ben veganım şunu yerim bunu yemem diye söylemem. Geçen hafta içinde dışarıda buluştuğum arkadaşlarımdan birkaçı hala oruçta olduğumu bilmiyorlar. Buluşmalardaki amaç birbirimizi görmek ve paylaşmaksa ne yediğimizin ve nerede oturduğumuzun çok önemi yok diye düşünüyorum. Bir veganla yemeğe çıkma fikri zaten çoğu insanda bir gerginlik yaratıyor - beni ve ne yiyebileceğimi benden fazla düşünen arkadaşarım bir anda menüye benim için bakar oluyorar "bunu yiyebilirsin, bu olmaz tereyağı vardır vb" diye...Bunu asla yemem burada buluşamam diye kaprisli önkoşullar koymak zaten Istanbul'da çok zor olan buluşmaları iyice imkansız hale getiriyor. Gerek yok.

Kırgızistan'dan Pakistan'a birçok yerde "aman ben aç kaldım, burada benim yiyebileceğim bişey yok" diye düşünmeden gezdim. Fakat şu ana kadar gerçeten çok besinsiz kalıp, yiyecek düzgün bişeyler bulamadığım için hastalandığım tek yer İtalya olmuştu. Lonely Planet'taki tüm veji restoranlar kapanmış, şehir merkezlerinde abur cubur satan büfeler çok ama sebze-meyva satan marketler hiç yok. Herşey ya hamur işi ya da peynirli. Günlerimi birkaç bardak portakal suyu ve fındıkla geçirirken 4. gün ateşlenerek yatağa düşmüştüm. O zamandır İtalyan restoranlarına da bir fobi geliştirdim. Ama bu rüyada beni zor durumda bırakabilecek tek yere gidip, 8 gündür hiçbirşey çiğnememişken yapış yapış bir makarna yiyorum.  Kramplar gerçekten vardı da ben onun üzerine mi bu rüyayı oluşturdum yoksa rüya benim için o kadar korkunçtu ve krampları yarattı bilmiyorum. Bence ikincisi, çünkü daha önce hiç mide krampı geçirmemiştim. Birçok insan için arkadaşlarıyla bir İtalyan restoranına gidip şarap eşliğinde makarna yemek güzel bir deneyimken meğer bu benim için kabus haline gelmiş.Ve demek ki katı şeyler yememeye o kadar adapte olmuşum ki bişeyleri çiğnediğimi rüyada bile görmek bende titremeler yaratıyor.

Günümün çoğunu evde temizlik yaparak geçirdim. Eve taşındığımdan beri ilk defa giysi dolabımı düzenlemeye başladım. Yarın da devam edebilirim gibi görünüyor - bişeyleri düzenledikten ve boşalttıktan sonra kendimi çok daha iyi hissettim. Cildimde de garip bir arınma devam ediyor - çenemde ve vucudumun tüm arka tarafında aralıklarla çeşitli ebatlarda sivilceler çıkıp duruyor. Cildim de sanki mumla kaplanmış gibi yağlı, ama bir yandan da pul pul dökülüyor. Detoks zamanlarında cildi her gün fırçalamak önerilir. Ama hamam ve kese gibi muhteşem araçların olduğu bir ülkede fırça kullanmak abes. O yüzden ortalamada haftada bir keseleniyorum. Her kim cilt kendini 28 günde bir yeniler demişse yanılmış. Ben bu aralar 4-5 güne bir deri değiştiriyorum. Enerjim ilk 3 günle kıyaslanmayacak kadar arttı. Artık kalabalığa çıkmazsam ya da çok soğukta uzun süre kalmam gerekmezse yorulmuyorum. Fakat hala önceki oruçlarda olduğu gibi 4 saat uykudan sonra yataktan zımba gibi kalkacağım günleri heyecanla bekliyorum.

Wednesday, March 14, 2012

5-8. günler

muhteşem renkler- ülke olsam bayrağım böyle bişey olurdu
Ailemin burada olduğu günler çok hareketli ve güzel geçti. İlk gün bişeylerin suyunu sıkmanın ve sonrasında ortalığı temizlemenin ne kadar zahmetli ve vakit alıcı olduğunu görünce annemle teyzem mutfak gönüllüsü oldular ve takip eden günler boyunca ne ellerim donarak çamurlu ıspanakları yıkadım ne de sebze suyu sıktıktan sonra saatlerce bulaşık yıkamama gerek kalmadı. Her an dolapta yıkanmış kilolarca sebze varken ve bulaşık derdi yokken oruç hayatı müthiş keyifliymiş. Üstelik karışımlarımın tadına bakıp yorum yapacak birilerinin olmasından aldığım cesaretle ne bulduysam sıkmaya başladım, sonuçların hepsi de çok lezzetli oldu.

5-7 günler arası daha önce olmayan bişey oldu. Gün içinde en az 5 litre sıvı içiyor olmama rağmen hiç çişim gelmedi.Bunu farkettikten sonraki ilk sabah ne kadar sıvı içersem tuvalete koşmam gerekecek diye bir deneme yaptım; 2.5 litreden sonra hala mutlu mutlu yerimde oturuyordum. Genelde 1 litre benim dayanma sınırımdır (evet bunu aylar önce ölçmüştüm!). 8. gün herşey normale döndü ama o 3 gün boyunca içtiğim en az 15 litre sıvı nereye gitti hala bilmiyorum ve çok çok merak ediyorum.  

Genelde günlere oldukça enerjik başladım. Sabah uyandığımda en azından 3-4 saat canım su veya limonlu ılık su dışında birşey içmek istemedi. Ancak öğleden sonra sebze ya da meyva suları içmeye başlayabildim. Üstelik bu beni çok da etkilemedi. Ama hemen her gün öğleden sonra mutlaka uyuma ihtiyacı hissettim ve çoğu gün uyuyamadım. Farkettim ki uykusuzluk beni besinsizlikten daha  halsiz bırakıyor. Önümüzdeki günlerde çok yoğun olmadığım üstüste birkaç gün yakalayabilirsem belki sadece su orucu tutmayı da deniyebilirim. Çok daha arındırıcı olacağını biliyorum ve sanırım önceden tahmin ettiğim kadar da yorucu geçmeyecek. Zaten şekere olan toeransım da azalıyor. İlk günler portakal, pancar, kırmızı elma, havuç gibi görece daha şekerli olan şeyleri rahatça içiyordum. Son 2 gündür özellikle pancar ve portakal çok garip bir şişkinlik yapıyor.


7. gün Kolon Hidroterapiye gittim, yani kalın bağırsak yıkatmaya. Çoğu kişi duyunca garip garip bakıyor ama sağlığı korumak ya da yeniden kazanmak için yapılabilecek en iyi şeylerden biri. Toksin almamak, beslenmeye dikkat etmek işin bir yüzü, diğer yüzü ise daha önceden alınmıs ve birikmiş olanlardan kurtulmak. Kolon temizliğini sonra ayrı bir yazıda anlatayım - çünkü kendi başlığını hakkedecek kadar önemli.

Tuesday, March 13, 2012

arınma belirtileri

Arınma (detoks) semptomları kişiden kişiye çok değişiyor. Çok sigara, kahve, içki içen, hayvansal ürünleri sıkça tüketenlerde genelde arınma süreci çok ağır geçebiliyor. Detoks merkezlerinde 4 gün boyunca ağır migren krizleri çeken ve durmadan kusanları görmüştüm. Hiçbir detoks, özellikle de ilk 4-5 günde çok keyifli ve "normal" bir günmüş gibi geçmez ama yaşanacak sıkıntıları mümkün olduğunca azaltmak için detoksa alıştıra alıştıra başlamakta fayda var. Rakılı kebaplı bir geceden çıkıp da ertesi gün sadece sıvı tüketmek ağır ve acılı bir arınma süreci için davet.

İlk sebze-meyva suyu orucumu tuttuğumda zaten 6 aydır tamamen vegan ve çiğ besleniyordum, kahve, şeker, kola, unlu gıdalar hayatımda yoktu. O seferde ilk 2 gün devamlı meyva suyu sıkmaktan biraz yorgun ve böyle bişeye sonunda (ve bir merkeze gitmeden evde) başlamış olmaktan dolayı öyle mutluydum ki baş ağrıları dışında çok fazla bir etki hissetmemiştim. Ama sonraki seferler oldukça benzer geçti. Aşağıda hem kendi deneyimlerimden yola çıkarak hem de farklı kaynaklardan topladığım bir özet var.

ilk 4 gün genelde böyle hissederim
Birinci aşama (1-2. günler)
Kan şekerinin düşmesiyle birlikte metabolizma yavaşlamaya başlar, kan basıncı düşer ve hatta kalp atışı bile yavaşlar. Bunların en büyük yansıması üşüme ve kaslarda zayıflık ve yorgunluk hissidir.

Birinci aşama arınma genelde en zoru ve sancılısıdır. Baş ağrıları (özellikle kahve, sigara ve glutenli ürünler tüketenlerde çok ağır olabilir) baş dönmesi, aşırı yorgunluk, bulantı, gözlerin cam gibi bakması, nefesin kötü kokması ve dilin üzerinin kalınca beyaz bir tabakayla kaplanması ilk belirtilerdir. Geleneksel Çin Tıbbı ve Ayurveda dilin vücudun ve tüm organların aynası olduğunu söyler. Dildeki renk ve büyüklük değişimleri iç organların sağlığı hakkında çok bilgi verir. Sağlık amaçlı detoks yapan birçok kişi de aslında oruçlarına dil üzerindeki beyaz tabakadan tamamen kurtlulp doğal pembe ve temiz rengine dönene kadar devam ederler.

Açlık hissi de en çok bu dönemde kendini belli eder ama bağırsakta son sindirimin de bitmesiyle fiziksel açlık da  birkaç güne yok olur. Orucun sadece suyla mı  yoksa sebze-meyva suyuyla mı tutulduğuna göre de 40-60 güne kadar tekrar açlık hissedilmeyebilir. Ama yiyeceğe duygusal bağımlılık varsa o devam eder.
sizin diliniz hangisi?

İkinci aşama (3-7. günler)

Depolanmış yağların parçalanmaya başlamasıyla ciltte yağlanma ve sivilcelenme görülmeye başlanabilir. Cilt de solgunlaşabilir.

Dışardan bakınca kişi solgun ve iyi görünmese de sindirim sisteminin tamamen kapanmış olmasıyla vücüt tüm enerjisini arınma ve yenilenme için kullanmaya başlar. Bağışıklık sistemi ve beyaz kan hücrelerinin aktivitesi artar. özellikle akciğerlerde ve de diğer temizleme organlarında (deri, böbrek, kalın bağırsak vb) onarım iyice hızlanır. Ne kadar derinde ve nelerin temizlendiğine bağlı olarak kişi bazen kendini çok enerjik ve canlı, bazen de çok halsiz, ağrılı ve yorgun hissedebilir.

Üçüncü aşama (8-15. günler)
Bir haftadan sonra enerjinin yükselmeye başlar, zihnin berraklaşır ve kişinin kendini gerçekten iyi hissetmeye başlar. Ama eskiden kalma yaralanmalar sakatlıklar varsa onların çevresindeki dokular tamamen iyileşmeye başlar. Mesela  10 yıl önce ayağınızı kırdıysanız orada ağrı hissedebilirsiniz, bu ağrı kırık çevresindeki kireçlenmenin ve olası sertleşmiş dokuların tamamen iyileştiğinin göstergesidir. Ara ara kaslarda, özellikle de bacaklarda ağrılar ve tutulmalar görülebilir. Dil hala beyaz bir tabakayla kaplı olabilir.  Zaman zaman nefes de hala kötü kokabilir.

Dördüncü aşama (16-30. günler)
Vücüt her anlamda oruç sürecine tamamen alışmıştır. Zihin daha da açıktır, konsantre olmak yeni şeyler öğrenmek kolaylaşır. Duygular da oldukça dengelidir Enerji seviyesi çok yükselmiştir ve yorgunluk dönemlerinin hem süresi kısalmıştır hem de araları çok açılmıştır. Nefesin artık kokmaması ve dilin doğal pembe rengine dönmesi temizlenme ve onarma işlemlerinin bittiğine işarettir. Orucu bozmaya bu dönemde başlanabilir.


Malesef 1 gün de 15 gün de sürse detoks süreci boyunca ben hep çok üşürüm. Öğleden sonraları kısacık da olsa mutlaka uzanma ve mümkünse 15 dakika uyuma isteği duyarım - uyuyamadığumda direk rengim soluyor ve göz altlarım torbalanıyormuş. Kokulara, seslere ve kalabalığa hassaslığım çok artar.
Ve belki de arınmanın fiziksel boyutundan daha derinlere inmeye başladığının en hoş yansımalarından biri  evimde de dip köşe temizlik yapar ve artık ihtiyacım olmayan şeylerden kurtulurum. Vücudum kendi kendini temizler ve yenilerken ben de yaşam alanımdaki fazlalıklardan kurtulur ve temizlerim. Bu oruçta daha o aşamaya gelmedim.

Saturday, March 10, 2012

4. gün

Bu seferki oruç bir sürü ilke imza atıyor. Dışarda hava 6 dereceyken sadece sıvıyla beslenmeye çalışmak (buna ciddi bir zamanlama hatası da denebilir) gün boyu yoga dersi vermek gibi fiziksel bir aktiviyle uğraşırken detoksa başlamak ve tabii ki Ramazan harici oruç tutmayan misafirler varken bu işi devam ettirmek.

Bu sabah 5 günlüğüne annem ve teyzem geldiler. Günün en güzel anlarından biri annemleri sokakta karşıladığımda yüzüme bakıp ilk olarak "aaa değişimişsin, rengin de yüzün de çok güzelleşmiş" demesi oldu. Ben günlerdir aman ne kadar solgunum, suratım kağıt gibi kurudu üzerine de sivilceler garnitür oldu diye dolanırken böyle bişeyi duymak müthiş iyi geldi. Şimidi düşündüm de ya ikimizden birinin algısında sorun var, ya da annem ben kendimi iyi hissedeyim diye bol şekerli bir iltifatta buludu.

kahve falına bakan çok - ıspanak suyu falına bakabilen var mı?
Gün boyu önce dersler sonra aileyle muhabbet sonra CranioSacral seansları ve en sonunda da İstiklal'de yürüyüş derken çok fazla yorulmuşum. Eve biraz başım dönerek ve geldim. Ama genelde bugün kendimi çok daha iyi hissediyorum - en önemlisi çok daha hafif. Dün yoga öğrencilerimden birine karpal tünel sendromunu anlatırken farkettim ki el bileklerimde ciddi bir incelme var. Acaba daha önce yediklerimden ne(ler) el ve ayak bileklerimde o kadar su toplanmasına sebep olmuş diye çok merak ediyorum.

Sabah:  10 havuç, 2 yeşil elma, 2 portakal
Öğleden sonra: 10 salatalık, 3 yeşil elma, 1 kırmızı elma, 1 demet maydonoz, 6 yaprak karalahana, 4 sap kereviz, 1 limon ve 1 tatlı kaşığı Udo'nun yağı
Gece: 5 havuç, 1 pancar, 1 baş kereviz, 1 yeşil elma, 1 turunç

İçeceklerimi kendimce sıralamaya başladım. Sabah ilk içtiğim içecek güneş renginde ve (havuç hariç) ağaç dalından toplanan meyvalardan oluşuyor. Öğlen toprağa daha yakın ve mümkün olduğunca yeşil yapraklı sebzeleri sıkıyorum. Gece ise ağırlıklı toprak altından gelen kök sebzeler. Kendimce güneşin doğuşu, yükselişi ve batışını takip ediyorum. En çok yeşil içecekleri seviyorum, içtiğimde her hücreme kadar beslenmiş hissediyorum ve çok da mutlu oluyorum. Beslenme uzmanı bir arkadaşım " beslenmende başka hiçbirsey değiştirmeyip günde sadece bir bardak yeşil sebze suyu ya da smoothie içerek çok daha mutlu ve sağlıklı olabilirsin" diye. Gün geçtikçe onun sözlerinin doğruluğunu deneyimlerimle görüyorum.

Şimdi haftasonu arası. Tatil yapacağımdan değil, önümüzdeki iki gün haftaiçinden daha fazla çalışacağım için. Pazartesi artık "çok üşüdüm, oram buram ağrıdı, yoruldum" gibi acılı ve şikayet eden bir yazı yerine "yakıtı fazla gelmiş roket gibiydim" yazmayı istiyorum.

Thursday, March 8, 2012

3. gün

"Yoga yapmalıyım" diye düşünerek uyandım. Çünkü dün önce vücüdumdaki  büyük kaslar ağrımaya başlamıştı. Akşama doğru ağrı tüm kaslara yayıldı. Bu sabah da hala o ağrılar vardı. Orucun hala ilk günlerinde olduğum için yarım saat kadar yumuşak esnetme hareketleri yaptım. Enerjimin çoğuna hala detoks süreci için ihtiyacım var. Ama yarım saat yerde yatıp yuvarlanmak bile iyi geldi.

Kas ağrıları detoksun tipik bir belirtisi. Kimi kaynaklarda karaciğerin detoks sürecinin kas ağrısı yarattığı yazıyor, kimi kaynaklarda da ağır metallerin kandan arınmasının bu etkiyi yarattığı. Vücüdumda böyle bir etki yaratacak ağır metaller biriktirmiş miyimdir bilemiyorum ama karaciğerimi son zamanlarda bol şekerli çikolatalarla çok yormuştum. Zaten yüzüm de kocaman ve acıyan sivilcelerle doldu. Başlamadan önce bir fotoğraf çekseydim keşke "önce" ve "sonra" diye en sonda koyardım pek hoş olurdu. Ama mesela dün ya da bugün asla fotoğraf çektirmezdim; acayip solgun, yorgun ve acılar içinde görünüyorum.
Asam Kunyit

Bugün içtiklerim beni çok mutlu etti. Daha önce yapmadığım birşey yapip bir tatli kaşığı Omega yağ karışımı da içtim. Yağ detoks sürecini yavaşlatıyor ama bu orucu gerçekten 40 gün devam ettirmek istiyorsam bu ekleme iyi olabilir diye düşündüm.

Sabah: 5 portakal, 1 pancar, 1 yeşil elma, 1 tatlı kaşığı Udo yağı
Öğlen: 1 bardak Asam Kunyit (taze zerdeçal, limon ve tatlandırıcı olarak bal veya şuruptan yapılan Endonezya'ya özgü bir sağlık içeceği. Ben ikisini de kullanmadığım için birazcık agave şurubuyla tatlandırdım ama agave öğleden sonra beni çok acıktırdı)
Akşam: 1 kilo havuç, 1 pancar, 1 yeşil elma, 1 baş kereviz ve yarım turunç
Gece: günün en süper içeceği buydu! 10 tane salatalık, 3 yeşil elma, 4 kereviz sapı, kocaman bir demet ıspanak, 1 demet nane, 7 yaprak pazı, yarım limon.

Bugün 1400 kaloriyi geçtiğimden şüphem yok, onun için hiç  araştırmayacağım. Kaç kalori aldım, kaç kilo verdim gibi bir amacım yok. Hele bunun bir saplantı haline gelerek, günümün çoğunu internette kaç kalori, ne kadar C vitamini, günlük ihtiyacımın yüzde kaçı magnezyum falan diye geçirmeyi hiç istemiyorum. Vücudum biraz daha temizlenince kendi bilgeliğine tamamen dönecek ve benim bişeyleri ölçüp biçmeme gerek kalmadan ne istediğini ve neye ne kadar ihtiyacı olduğunu bana söyleyecek.

Bugün birçok soru geldi, özellikle "bunu niye yapıyorsun, çok aşırı değil mi" ve "detoks semptomları neler" diye... Yarın onları bildiğim ve deneyimlediğimce anlatmaya başlıyayım.

2. gün

Sabah yine çok üşüyerek uyandım. Aslında oruç tutulan ilk 2-3 günü yatakta geçirmek, çok fazla enerji harcamamak ve biraz içe dönmek en ideal senaryo. Daha önceleri sabahın köründe kalkıp 5 litre sebze suyu sıkıp sonra tüm günü ofiste toplantılarla geçirdiğim de oldu. Bir yönden günü ofiste geçirmek daha bile iyi olabiliyor; gelen giden, toplantı, müdür falan derken nerem ağrıyor nerem üşüyor bu kadar çok kendimi dinleyecek vaktim olmuyor.  Ama tabii amaç biraz daha farkında olmaksa 2 günü evde geçirip toksinlerin atılma sürecini birebir yaşamak daha iyi.

günün yeşil suyu
Bugün biri sabahtan, diğeri de akşam sadece iki dersim vardı. Daha da ilginci, sonrasında mutlaka katılmak istediğim bir akşam yemeği daveti de vardı. Önceki oruçlarda benzer yemeklere katıldım ama hiçbiri orucun daha 2. gününde değildi. Çevredeki kokular, gecenin soğuk saatlerinde dışarda yürüyor olmak vb zorlayacak mı merak ediyordum.  Evden metroya yürümek bile gerçekten zordu, metroya binip de oturabildiğimde biraz başım dönüyordu. Eh bu da detoks sürecinin tam gaz başladığına bir işarettir diyerek kendimi avuttum. Yemeklerin görüntüsü gayet muhteşemdi ama arkadaşlarımla sofraya oturduğumda hiçbirini canımın istemediğini farkettim.

Aslında öğlen saatlerinde ilk defa açlık hissetmiştim, öğleden sonra da iki kere açlığa benzer bir mide kasılması. Ama orada kaldı. Zaten önceki oruçların hiçbirinde gerçek açlık hissettiğimi hatırlamıyorum. Ara ara sebzeleri çıkarmak için buzdolabını açtığımda ağzıma bir zeytin atmak istiyorum. Ama bu gerçek açlık değil, hatta canım o anda zeytin bile istemiyor. Sadece el altında ve göz önünde, kolayca yenebilir bişey olduğu için elim oraya gidiyor. Düşününce gün içinde yediğim şeylerin çoğunu bu sebeple yiyorum; el altında ve kolay olduğu için. Buna bir süre devam edince de gerçek açlık ve alışkanlık birbirine karışıyor. Oysa şimdi bir bardak sebze suyu çok kolay ulaşılabilir bişey değil; hazırlamak ve sonrasında temizlemek ciddi emek ve zaman istiyor. Üstelik "Şimdi canım evde sıkmak istemedi" diyip yemeksepeti'nden sipariş verebileceğim bişey de değil. Bu oruç sağlık sebeplerinin yanı sıra, her anlamda yiyecekle ilişkimi gözden geçirmek ve alışkanlıklarımı değiştirmek için bana aslında nefis bir zaman sağlayacak.

karalahana
Sabah dersinden önce uyanmam ve kaslarımın yoga öğretebilir kadar ısınması o kadar çok zaman aldı ki ancak turunç sıkılmış 2 bardak sıcak su içebildim. Öğlen 1 kilo kadar havuç, 1 baş kereviz, 2 yeşil elma, biraz taze zencefil ve 1 turunç sıkıp içtim. Yaklaşık 700cc kadar su çıktı - tadı da çok güzeldi. Bu sabah biraz daha akıllı davranıp sebzelerimi Kangurum'dan sipariş verdim. Manava göre biraz daha pahalı ve seçme şansım yok ama en azından 2 gün beni 4-5 kiloluk poşetleri taşıma derdinden kurtaracak. Siparişim saat 4 gibi gelince muhteşem bir karışım daha yaptım: 1.5 kilo salatalık, 3 yeşil elma, 1 kırmızı elma, 4 kereviz sapı, 4 yaprak karalahana, 1 büyük demet ıspanak ve yarım limon. 2 litre kadar su çıktı ve ben bunu 4 saat boyunca içtim. Yemek davetinin muhteşem düşünceli ev sahibesi benim en sevdiğim karışımlardan birini hazırladı; havuç, pancar, elma ve zencefil. Akşam tatlı niyetine de onu içtim.

Bugün içtiklerim de yaklaşık 1400 kalori olmuş. Aslında özellikle başlarda bunun biraz daha üzerine çıkabilsem daha iyi, çünkü alınan kalori bir anda çok azalınca beden açlık krizine giriyor ve metabolizma çok yavaşlıyor. Bu kadar üşüyor olmam da bu yavaşlamanın en net göstergesi.

Tuesday, March 6, 2012

1. gün

Sabah uyandığımda ilk defa yataktan kalkmak için saatlerce dönüp durmam gerekmedi. Bunun oruca başlamak için olumlu bir işaret olduğuna karar verdim. Bir gece önceden leziz yemek finalimi Çiya'da muhteşem falafel, humus ve zeytin salatasıyla yapmıştım zaten.

Bi yerde uzun süreli oruçlara başlamak için en uygun saatin öğlen olduğunu okumuştum ve aklıma yatmıştı; Sabah kahvaltıyı edip öğlen ve sonrası artık katı gidaları bırakıp sebze/meyva sularıyla devam etmek. Böylece ilk gün hem de sabahtan açlık sendromlarıyla uğraşmadan daha kolay bir geçiş yapılabiliyor. Bu sefer de öyle yaptım. Sabah ıspanak, kuzukulağı, muz, taze zencefil, turunç ve spirulina'dan oluşan smoothie kahvaltımı yaptım.

Sonra saat 2ye doğru acıkınca aslında bu seferki oruca işaretler falan beni ruhen hazırlasa da madden hiç hazır olmadığımı farketim. Evde suyu sıkılabilecek hiçbir sebze veya meyva olmadığı gibi destekleyici olarak alınan Karnıyarık Otu (Psyllium Husk), Bentonite Kili, Probiyotik vb de yoktu. Onları Istanbul'da nereden alabileceğimi de bilmiyorum. Manavın yolunu tuttum, en azından orada suyu sıkılacak bişeyler her zaman bulunuyor. 2 kilo salatalık, kereviz sapı, 2 baş kereviz, 1 pancar, 4 yeşil elma, 1 demet pazı, 2 kilo havuç alıp eve döndüm. İlk sebze suyumu 2 kilo salatalık, 3 yeşil elma, 1 kırmızı elma, 4 kereviz sapı, 4 yaprak pazı ve yarım limondan yaptım, yaklaşık 2 litre su çıktı.  Ben bir bardak içip mutfağı temizleyene kadar ders saati geldi. Sebzeleri yıkamak, doğramak, sıkmak, süzmek ve sonra temizlemenin 1 saat sürdüğünü unutmuşum. Ama ortaya çıkan muhteşem renkli ve lezzetli su buna fazlasıyla değdi.

Ders bitince kendimi bir anda çok yorgun hissettim ve üşümeye başladım. Bunlar genelde detoksun 2. gününde görmeye alışık olduğum belirtiler. Ya 2.5 yılın üstüne bu sefer arınma çok hızlı başladı ya da kışın bu buz gibi havasında böyle bir oruç çok iyi bir fikir değil...

Metabolizmayı geri dönüşü olmayacak şekilde yavaşlatmamak ve çok da halsiz kalmamak için günde 1200 kalorinin altına düşmemek gerek. Ama bu karışımda yaklaşık 700 kalori var. Kahvaltıdaki smoothie de en fazla 300 kaloridir. Demek daha ilk günden minimum limitin altına düşmemek için birazdan yeni bir sebze suyu daha içmem gerek. Fakat çok üşüyorum, şu anda önce havuçları sonra da juicer'ı tekrar yıkama fikri bile beni oturduğum yere (cayır cayır yanan kalorifer dibi) çivilemeye yetiyor.

Biraz mızırdandıktan sonra kalkıp 1 kilo havuç, 1 baş kereviz, yarım limon ve yarım taze zerdeçal sıktım. Ancak yarım litre kadar su çıktı ama o minicik zerdeçal parçası nasıl bir lezzet vermiş havuca ve kerevize! İçmeden önce fotoğrafını çekmek için zor sabrettim. Bu içeceğin yaklaşık 400 kalori olması gerek diye hesaplıyorum. Şimdi son bir gayretle juicer'ı yıkayıp sonra yatacağım.

Hazırlıksız başladığım ilk gün fena geçmedi. Hiç açlık hissetmedim. Ama çok üşüyorum. Yarın sabah erken dersim var, çok merak ediyorum kolay uyanabilecek miyim diye.