Showing posts with label sebze/meyva suyu orucu. Show all posts
Showing posts with label sebze/meyva suyu orucu. Show all posts

Tuesday, March 20, 2012

oruç türleri

Sağlık amaçlı tutulan oruçların birçok çeşidi ve varyasyonları var. Burada en çok duyduğum, okuduğum ve denediğim türleri özetleyeyim.

ön not: Her türlü orucu her bir yetişkin yapabilme kapasitesine sahiptir. "Ben yapamam" diye birşey asla geçerli değildir, ancak her oruç herkese uygun ve gerekli değildir. Bilinçsizce denenmemesinde yaşamsal fayda vardır.  

Sebze-meyva suyu orucu (juice fasting/juice feasting): Mide sindiriminin tamamen kapandığı ama içilen sebze-meyva sularındaki vitamin ve minerallarin bağırsaklardan emilmesi sayesinde vücudun gereken her türlü besini fazlasıyla aldığı muhteşem bir arınma ve yeniden yapılanma sürecidir. Kişinin isteğine ve ihtiyacına göre adapte edilebilir.

1 günden 100 güne kadar her uzunluktakini okudum ve takip ettim (google'da "100 day juice feast" diye aratınca sayısız blog ve videoya ulaşabilirsiniz). Günde sadece yarım litre sebze-meyva suyu tüketmeyi tercih eden de var, 7 litreye kadar çıkan da. İçtikleri tamamen posasız ve saf olsun diye süzen de var, bağırsaklar çalışmaya ve temizlenmeye devam etsin diye Karnıyarık Otu (psyllium husk) alan da. Orucunu sadece taze sıkma sularla kısıtlayanlar da var, omega-3 yağı, hindistancevizi yağı, spirulina gbi besin destekleri kullananlar da var. Kesin bir reçete ya da yasak listesi söz konusu değil. Ortak noktalar sebze ve meyvaların taze sıkılması, iyi bir sıkıcı kullanılması ve şekerli meyvalardan daha çok yeşil yapraklı sebze sularının tüketilmesi. Sonuçta herkesi mutlu eden ve fayda görmesini sağlayan bir sebze-meyva suyu orucu mutlaka var.

Genelde 10 günden daha uzun  süreli devam eden oruçlara juice feast, yani sebze-meyva suyu ziyafeti deniyor. Bu tanımı çok seviyorum. Ziyafet orucun tam tersine, hiç bir kısıtlama ya da fedakarlık anlamı içermiyor. Zaten düşününce bir sebze-meyva suyu orucunda alındığı kadar vitamin, mineral ve enzimi vücutlarımız daha önce hiç almamıştır. O yüzden aslında hücrelerimiz için gerçekten bir bayram oluyor.   

Gerson Institute ve Hippocrates Institute dünyada taze sebze ve meyva sularını kullanarak tedavi konusunda öncü ve uzman kuruluşlar. Gerson özellikle kanser tedavisinde çok ciddi başarılar elde etmiş ve bu konuda yaklaşık 2 saatlik çok bilgilendirici bir belgesel de var. Ben tamamini izlediğimde tüylerim ürpermişti. Önizleme için buraya tıklayabilirsiniz.

Su orucu (water fasting): Oruç tanımını tam anlamıyla hakeden türün bu olduğunu düşünüyorum. Belirlenmiş bir süre için sadece iyi kalite su içmek ve dinlenmeyi içeriyor. Düzenli olarak sindirim sistemine bir tatil vermek için haftada bir gün uygulandığını da, herhangi bir hastalıktan arınmak için aralıksız 40 güne kadar uzun sürelerle de yapılabildiğini okudum. Yeni başlayanlara uygun değildir, metabolizmadaki şok etkisini ve detoks semptomlarını azaltmak için deneyimli olanların bile bir geçiş dönemiyle su orucuna başlaması önerilir. Metabolizma, özellikle de kalp atışları çok yavaşlayacağından dolayı baş dönmesi göz kararması ve benzeri etkilere sık rastlanır.

Yemek planlamak/pişirmek/sipariş vermek/yemek ya da meyva-sebze suyu sıkmak gibi şeyler gündelik rutinden çıkınca ortada ciddi boş bir zaman kalır, hele de su orucunu evde dinlenerek yapıyorsanız. Hayatınız hep bir koşturmaca içinde geçiyorsa, aynı anda birden çok şeyi yapmaya çalışıyorsanız, elinizin altında hep bir yapılacaklar listesi varsa bu oruç bir adım geriye çekilip hayatınızı gözlemlemek için de fırsat olabilir. Gözlemlerin çok ilginç olacağına da eminim.


Kuru oruç (dry fasting): Katı ya da sıvı hiçbir şeyin tüketilmediği oruçtur. En zorudur ama amaç toksinlerden arınmaksa en etkilisi olduğu iddia edilir. Aynı zamanda, hemen her kısıtlama gibi spiritüelliği güçlendirir. Yeni başlayanlara uygun değildir, deneyimli olanların bile önce bir hafta meyva-sebze suyu orucu ve sonra birkaç gün su orucuyla kuru oruca geçiş yapması önerilir. Sindim tamamen kapanır, metabolik aktivite minimuma iner ama bağışıklık sistemi yabancı maddelerle savaşmak için en etkin durumundadır. Vücudun dehidre olması (ve sonunda hayatta kalmak için kandan su almaya başlaması) kaçınılmazdır o yüzden 2 günden uzun yapılmamalıdır. Bu konuda hala yapılmış çok fazla çalışma yoktur, o yüzden sonuçları da tartışmalıdır. Genelde kanser, AIDS vb hastalıkları ileri düzeyde olanlar yapısı bozuk hücreleri/tümörleri otolizle yoketmek için bu yönteme başvururlar. Sağlıklı bir bireyde tüm dengeleri altüst edebileceği için önerilmez.

Bunlar dışında smoothie orucu (sebze meyvaların suyunu sıkmak yerine blender'dan geçirilip posasıyla tüketilmesi), her öğünde sadece tek bir çeşit sebze ya da meyva yemek (sindirimi, özellikle de pankreatik enzimleri rahatlatan ama kan şekerini çok dalgalandırmayan) ya da her öğünde sadece yeşil salata yemek gibi varolan toksinlerden daha yavaş ama daha az yan etkiyle arınmasını sağlayan vegerçekten herkesin bulunduğu noktadan çok daha sağlıklı hale gelmesini sağlayan birçok seçenek var. Yeter ki siz bir adım atıp kendi sağlığınızın sorumluluğunu alın. 

Sunday, March 18, 2012

12-13. günler

ayva, portakal ve zencefil suyu
Sonunda alıştım! Sadece sıvıyla beslenmeye, içtiğim herşeyi süzmeye, saplantılı bir şekilde ıspanaklardaki çamurları yıkamaya, devamlı juicer temizlemeye, her santigratta üşümeye ve bir sebze-meyva suyu orucunda olmakla gelen herşeye alıştım. 11. gece ve 12. gün arasında ne değişti bilmiyorum ama sabah bi huzurlu uyandım. Kahvaltı için kendime neffis bir ayva-portakal-zencefil suyu sıkarken farkettim ki sanki derin bir nefes verip sonunda kendimi bu orucun içine bırakmışım. Gün içinde üstüste iki dersim vardı. Çoğu öğrencim de bu orucu takip ediyorlar ve geldiklerinde evde garip renkli bir içecek varsa mutlaka tadına bakıyorlar. Hep "aman biraz acı olabilir, maydonoz tadı çok gelebilir" gibi çekincelerim var ama şu ana kadar tadına baktığı karışımdan yarım bardak daha istemeyen çıkmadı.

Oruca alışmaktan mı, yoksa arınmanın büyük ve daha zorlu kısımlarının bitmesinden midir enerjim de çok arttı. Dün akşam Beşiktaş çarşı içinde 1.5 saatten fazla .05 kalem arayarak gezdim. Kırtasiyeye zaten zaafım vardır, saatlerce hangi kalem diye gezmek daha da iyi geldi. İlk günlerde evden 300metre ötedeki manava yürüdüğümde başım dönerek ve ağzım kurumuş olarak eve dönerdim.

Bugün öğden sonra da evde masaj yaptırdım. Craigslist sayesinde güreşçi Özbek bir masöre ulaşmıştım, ne hoş değil mi? Şu fırsat siteleri aracılığıyla oteller ve ya spalarda canı çıkana kadar çalıştırılan masaj terapistlerine gitmek içimden gelmiyor bir türlü. Bir kere gitmiştim, Levent'te çok lüks ve donanımlı bir spa'da tek kelime Türkçe bilmeyen Çinli bir masördü. Yüzünde o kadar yorgun ve bezgin bir ifade vardı ki, masajdan kendimi iyi hissederek değil de buruk ayrıldım. Hem bireysel işletmeleri, girişimciliği ve farklı olmayı desteklemeye sonuna kadar inanıyorum. O yüzden biraz daha pahalı olsa da sebzelerimin çoğunu mahalle manavımdan almaya özen gösteriyorum, o yüzden gösterişli spalar yerine burada kendine ek gelir yaratmaya çalışan bir güreşçiye masaj yaptırıyorum. Ve inanıyorum ki o yüzden gün gelecek daha çok kişi çok şubeli ve tıklım tıkış yoga stüdyoları yerine benimle sakin sakin ve Bali'den getirdiğim organik tütsülerle, ve dersten sonra bir bardak sebze suyu içerek özel ders yapmayı tercih edecek...

Masaj çok iyi geldi, sonrasında güneş batarken Cihangir'in Galata'nın Karaköy'ün ara sokaklarından yürüye yürüye taaa Eminönü'ne kadar gitmişim. Üstelik hayatımda ilk defa Cihangir'de yürüdüm. Yaklaşık 4 kilometrelik bir parkur olmuş. Özellikle de kalabalığı düşününce 13. gün için gerçekten çok iyi bir enerji seviyesi.

Uzun süreli detokslarda böyle enerjik dönemler artıyor. İlk günlerde günün çoğu ağrılı ve yorgun geçiyor (ilk 2 gün ağrıdan kollarımı başımın üstüne kaldırıp da saçlarımı şampuanlıyamıyordum). Dördüncü gün ve sonrasında ağrılar azalıp, uzun yorgunluk dönemleri arasında enerjik saatler oluyor. Kişiye göre değişmekle birlikte yaklaşık 8-10 günden sonra da canlılık giderek artıyor, belki sadece birkaç günde bir, yarım günden daha kısa süren iyileşme krizleri olabiliyor.

ısırgan otu, armut, elma,  lahana, lime: tanrısal içecek!
Fakat 10. günde şekere, özellikle de elma suyundan gelen şekere çok hassaslaştım. En son yaptığım 16 günlük arınmada da böyle olmuştu. Bunu bildiğim için şeker oranı daha az diye sadece yeşil elma kullanıyordum ama çok farketmedi. Elma yendiği zaman, petkin sayesinde ishale çok iyi gelen birşeydir ama suyu bazı insanlarda tam tersi etki yapıyor. Ve malesef ben o "bazı insanlar" kategorisindeyim. Sadece sıvıyla beslenirken de ishalle su ve elektrolit kaybetmek çok ironik bir durum. Yeşil sebze sularının içine birkaç elma koyunca tadı tam benim damak zevkime göre oluyordu. 10. günden beri denemeler yapıyorum,  üst limitim günde 1.5 elma veya armut. Ama sadece yeşil yapraklı sebzeler ve salatalık sıkarak da günde 1200 kaloriye ulaşmak biraz zor. O yüzden bugün sonuçlarını bilerek meyvalı içecek kotamı aştım. Beyaz üzüm de tatlandırıcı birşey ve elma gibi ishal yapmıyor diye okumuştum ama bu mevsimde beyaz üzüm zor tabii. Kalan 27 gün için çözüm arayıp duruyorum ama henüz uygulanabilir bişey bulabilmiş değilim.

Bu iki günün en değerli keşfi ise Isırgan otu (çok düşündüm ama Özbek masör ısırganla kıyaslanınca 2. sırada). Dün Balık Pazarı'ndaki lüks manavda görüp aldım. Yıkamaya çalışırken tabii ki ısırdı. Ama suyunu sıktım ve içtiğim anda kendimi iyi hissettim. Hani çok soğuktan eve gelince bir bardak çay, hastayken anne çorbası nasıl iyi gelir ya, dün ısırganlı karışım da bana aynen öyle iyi geldi. İçtikten sonra 15 dakika gözlerim kapalı, yüzümde bir gülümsemeyle oturdum. Taa derinlerde biyerlerde hücrelerimi beslediğini hissettim. Hatta biraz araştırdıktan sonra ısırgan otu'na ayrı bir yazı ithaf etmeliyim sanirim.

Thursday, March 15, 2012

9. gün

kabuslarımın makarnası - aynen böyle bişeydi
Dün gece garip bir kabus gördüm. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla buluşuyorum ve ne yapalım diye konuşurlarken yeni açılan bir İtalyan lokantasına gitmeye karar veriyorlar. Yemek yemediğimi onlara söylemiyorum ve peşlerine takılıyorum. Arkadaşlarımdan biri nedense hepimiz için yemekleri seçip sipariş veriyor ve benim şansıma bir tabak kurutulmuş domatesli penne çıkıyor. Yemek ve yememek arasında çok kararsız kalıyorum ama (herhalde rüyanın en kabus kısmı bu) sonra bir çatal alıyorum ve yer yemez çok pişman oluyorum. Midemi yıkatsam mı diye düşünürken korkunç mide kramplarıyla ve titreyerek uyanıyorum. Çünkü ben glutenli bişeyler yemeyeli de en azından 5 yıl olmuştur. Çok sembolik bir rüyaydı.

Günlük hayatta da böyledir, kimseye özellikle ben veganım şunu yerim bunu yemem diye söylemem. Geçen hafta içinde dışarıda buluştuğum arkadaşlarımdan birkaçı hala oruçta olduğumu bilmiyorlar. Buluşmalardaki amaç birbirimizi görmek ve paylaşmaksa ne yediğimizin ve nerede oturduğumuzun çok önemi yok diye düşünüyorum. Bir veganla yemeğe çıkma fikri zaten çoğu insanda bir gerginlik yaratıyor - beni ve ne yiyebileceğimi benden fazla düşünen arkadaşarım bir anda menüye benim için bakar oluyorar "bunu yiyebilirsin, bu olmaz tereyağı vardır vb" diye...Bunu asla yemem burada buluşamam diye kaprisli önkoşullar koymak zaten Istanbul'da çok zor olan buluşmaları iyice imkansız hale getiriyor. Gerek yok.

Kırgızistan'dan Pakistan'a birçok yerde "aman ben aç kaldım, burada benim yiyebileceğim bişey yok" diye düşünmeden gezdim. Fakat şu ana kadar gerçeten çok besinsiz kalıp, yiyecek düzgün bişeyler bulamadığım için hastalandığım tek yer İtalya olmuştu. Lonely Planet'taki tüm veji restoranlar kapanmış, şehir merkezlerinde abur cubur satan büfeler çok ama sebze-meyva satan marketler hiç yok. Herşey ya hamur işi ya da peynirli. Günlerimi birkaç bardak portakal suyu ve fındıkla geçirirken 4. gün ateşlenerek yatağa düşmüştüm. O zamandır İtalyan restoranlarına da bir fobi geliştirdim. Ama bu rüyada beni zor durumda bırakabilecek tek yere gidip, 8 gündür hiçbirşey çiğnememişken yapış yapış bir makarna yiyorum.  Kramplar gerçekten vardı da ben onun üzerine mi bu rüyayı oluşturdum yoksa rüya benim için o kadar korkunçtu ve krampları yarattı bilmiyorum. Bence ikincisi, çünkü daha önce hiç mide krampı geçirmemiştim. Birçok insan için arkadaşlarıyla bir İtalyan restoranına gidip şarap eşliğinde makarna yemek güzel bir deneyimken meğer bu benim için kabus haline gelmiş.Ve demek ki katı şeyler yememeye o kadar adapte olmuşum ki bişeyleri çiğnediğimi rüyada bile görmek bende titremeler yaratıyor.

Günümün çoğunu evde temizlik yaparak geçirdim. Eve taşındığımdan beri ilk defa giysi dolabımı düzenlemeye başladım. Yarın da devam edebilirim gibi görünüyor - bişeyleri düzenledikten ve boşalttıktan sonra kendimi çok daha iyi hissettim. Cildimde de garip bir arınma devam ediyor - çenemde ve vucudumun tüm arka tarafında aralıklarla çeşitli ebatlarda sivilceler çıkıp duruyor. Cildim de sanki mumla kaplanmış gibi yağlı, ama bir yandan da pul pul dökülüyor. Detoks zamanlarında cildi her gün fırçalamak önerilir. Ama hamam ve kese gibi muhteşem araçların olduğu bir ülkede fırça kullanmak abes. O yüzden ortalamada haftada bir keseleniyorum. Her kim cilt kendini 28 günde bir yeniler demişse yanılmış. Ben bu aralar 4-5 güne bir deri değiştiriyorum. Enerjim ilk 3 günle kıyaslanmayacak kadar arttı. Artık kalabalığa çıkmazsam ya da çok soğukta uzun süre kalmam gerekmezse yorulmuyorum. Fakat hala önceki oruçlarda olduğu gibi 4 saat uykudan sonra yataktan zımba gibi kalkacağım günleri heyecanla bekliyorum.

Tuesday, March 13, 2012

arınma belirtileri

Arınma (detoks) semptomları kişiden kişiye çok değişiyor. Çok sigara, kahve, içki içen, hayvansal ürünleri sıkça tüketenlerde genelde arınma süreci çok ağır geçebiliyor. Detoks merkezlerinde 4 gün boyunca ağır migren krizleri çeken ve durmadan kusanları görmüştüm. Hiçbir detoks, özellikle de ilk 4-5 günde çok keyifli ve "normal" bir günmüş gibi geçmez ama yaşanacak sıkıntıları mümkün olduğunca azaltmak için detoksa alıştıra alıştıra başlamakta fayda var. Rakılı kebaplı bir geceden çıkıp da ertesi gün sadece sıvı tüketmek ağır ve acılı bir arınma süreci için davet.

İlk sebze-meyva suyu orucumu tuttuğumda zaten 6 aydır tamamen vegan ve çiğ besleniyordum, kahve, şeker, kola, unlu gıdalar hayatımda yoktu. O seferde ilk 2 gün devamlı meyva suyu sıkmaktan biraz yorgun ve böyle bişeye sonunda (ve bir merkeze gitmeden evde) başlamış olmaktan dolayı öyle mutluydum ki baş ağrıları dışında çok fazla bir etki hissetmemiştim. Ama sonraki seferler oldukça benzer geçti. Aşağıda hem kendi deneyimlerimden yola çıkarak hem de farklı kaynaklardan topladığım bir özet var.

ilk 4 gün genelde böyle hissederim
Birinci aşama (1-2. günler)
Kan şekerinin düşmesiyle birlikte metabolizma yavaşlamaya başlar, kan basıncı düşer ve hatta kalp atışı bile yavaşlar. Bunların en büyük yansıması üşüme ve kaslarda zayıflık ve yorgunluk hissidir.

Birinci aşama arınma genelde en zoru ve sancılısıdır. Baş ağrıları (özellikle kahve, sigara ve glutenli ürünler tüketenlerde çok ağır olabilir) baş dönmesi, aşırı yorgunluk, bulantı, gözlerin cam gibi bakması, nefesin kötü kokması ve dilin üzerinin kalınca beyaz bir tabakayla kaplanması ilk belirtilerdir. Geleneksel Çin Tıbbı ve Ayurveda dilin vücudun ve tüm organların aynası olduğunu söyler. Dildeki renk ve büyüklük değişimleri iç organların sağlığı hakkında çok bilgi verir. Sağlık amaçlı detoks yapan birçok kişi de aslında oruçlarına dil üzerindeki beyaz tabakadan tamamen kurtlulp doğal pembe ve temiz rengine dönene kadar devam ederler.

Açlık hissi de en çok bu dönemde kendini belli eder ama bağırsakta son sindirimin de bitmesiyle fiziksel açlık da  birkaç güne yok olur. Orucun sadece suyla mı  yoksa sebze-meyva suyuyla mı tutulduğuna göre de 40-60 güne kadar tekrar açlık hissedilmeyebilir. Ama yiyeceğe duygusal bağımlılık varsa o devam eder.
sizin diliniz hangisi?

İkinci aşama (3-7. günler)

Depolanmış yağların parçalanmaya başlamasıyla ciltte yağlanma ve sivilcelenme görülmeye başlanabilir. Cilt de solgunlaşabilir.

Dışardan bakınca kişi solgun ve iyi görünmese de sindirim sisteminin tamamen kapanmış olmasıyla vücüt tüm enerjisini arınma ve yenilenme için kullanmaya başlar. Bağışıklık sistemi ve beyaz kan hücrelerinin aktivitesi artar. özellikle akciğerlerde ve de diğer temizleme organlarında (deri, böbrek, kalın bağırsak vb) onarım iyice hızlanır. Ne kadar derinde ve nelerin temizlendiğine bağlı olarak kişi bazen kendini çok enerjik ve canlı, bazen de çok halsiz, ağrılı ve yorgun hissedebilir.

Üçüncü aşama (8-15. günler)
Bir haftadan sonra enerjinin yükselmeye başlar, zihnin berraklaşır ve kişinin kendini gerçekten iyi hissetmeye başlar. Ama eskiden kalma yaralanmalar sakatlıklar varsa onların çevresindeki dokular tamamen iyileşmeye başlar. Mesela  10 yıl önce ayağınızı kırdıysanız orada ağrı hissedebilirsiniz, bu ağrı kırık çevresindeki kireçlenmenin ve olası sertleşmiş dokuların tamamen iyileştiğinin göstergesidir. Ara ara kaslarda, özellikle de bacaklarda ağrılar ve tutulmalar görülebilir. Dil hala beyaz bir tabakayla kaplı olabilir.  Zaman zaman nefes de hala kötü kokabilir.

Dördüncü aşama (16-30. günler)
Vücüt her anlamda oruç sürecine tamamen alışmıştır. Zihin daha da açıktır, konsantre olmak yeni şeyler öğrenmek kolaylaşır. Duygular da oldukça dengelidir Enerji seviyesi çok yükselmiştir ve yorgunluk dönemlerinin hem süresi kısalmıştır hem de araları çok açılmıştır. Nefesin artık kokmaması ve dilin doğal pembe rengine dönmesi temizlenme ve onarma işlemlerinin bittiğine işarettir. Orucu bozmaya bu dönemde başlanabilir.


Malesef 1 gün de 15 gün de sürse detoks süreci boyunca ben hep çok üşürüm. Öğleden sonraları kısacık da olsa mutlaka uzanma ve mümkünse 15 dakika uyuma isteği duyarım - uyuyamadığumda direk rengim soluyor ve göz altlarım torbalanıyormuş. Kokulara, seslere ve kalabalığa hassaslığım çok artar.
Ve belki de arınmanın fiziksel boyutundan daha derinlere inmeye başladığının en hoş yansımalarından biri  evimde de dip köşe temizlik yapar ve artık ihtiyacım olmayan şeylerden kurtulurum. Vücudum kendi kendini temizler ve yenilerken ben de yaşam alanımdaki fazlalıklardan kurtulur ve temizlerim. Bu oruçta daha o aşamaya gelmedim.

Tuesday, March 6, 2012

oruca başlamadan önce

Istanbul'a geldiğimden beri sabahları uyanmakta zorluk çekiyorum. Ne yesem kendimi ağırlaşmış hissediyorum. Yediklerim konusunda çok seçici olmama, şeker, un ve hayvansal hiçbir gıda tüketmememe rağmen devamlı kilo alıyorum. Üstelik yogada da ortalama bir yemek masası kadar esnekliğim kaldı. Hepsini bir araya getirdiğimde yeni bir oruç vakti geldiğine karar verdim. Düşündüm de en son 2009 Mayıs ayında Dubai'de bir sebze/meyva suyu orucu yapmıştım. Sonrasında ne dağbaşı Vipassana meditasyon merkezlerinde, ne Malezya'nın adalarında, ne de Bali'nin köylerinde yemek seçmek ya da yemeği tamamen bırakıp da kilolarca sebze ve meyvanın suyunu sıkma lüksüm olmadı. Şimdi Istanbul'da iki farklı meyva suyu sıkacağı ve Asya'ya göre hem daha fazla sebze çeşidi hem de daha yerleşik bir hayatla yeni bir oruca hazırım. Aslında hazır mıyım bilmiyorum ama ihtiyacım olduğu kesin, o yüzden yarın öğlen başlıyorum. Amacım 40 gün ama "sürmesi gereken zamana kadar kadar sürer" diyerek kendime bir de açık kapı bırakıyorum.

Her türlü orucun bedensel amacı sindirim sistemini kapatıp vücüdun kendini yenilemesi için yeterli enerjiyi açığa çıkarmak. Sadece su içerek yapılan oruçlar arınma ve onarma için en ideali. Ama bu tür oruçları günlük hayata devam ederken yapmak çok zor, bir merkezde ve her türlü sorumluluktan uzakta olmakta fayda var. Posalarından tamamen arındırılmış bir sebze/meyva suyu orucu ise kişinin yeterli (hatta yemek yediği zamanlardan kat kat fazla ve daha kaliteli) vitamin, mineral ve kalori almasını sağlıyor. Kaloriler günlük aktivitelerin devamı için gereken enerjiyi sağlıyor ve metabolizmanın geri dönüşümsüz şeklide yavaşlamasına engel oluyor. Sebze/meyva sularından alınan vitamin ve mineraller de gereken her yerde onarım ve yeniden yapılanma için kullanılıyor. Oruçların duygusal ya da ruhsal amaçlarına da daha sonra değinirim.

2006-2009 arasında Dubai'de sayısını hatırlamadığım kadar çok sebze/meyva suyu orucu yaptım. En kısası 1, en uzunu ise 16 gündü. Hemen hepsinde ilk 2-3 gün bir alışma devresi yaşadım ama sonrasında kendimi muhteşem hissettim. Hatta orucu bozduğum günler hafif depresif geçti. Sonuncusundan bu yana 2.5 yıldan fazla zaman geçtiği için açıkçası bu sefer biraz çekincelerim var, en çok da ilk birkaç gün ortaya çıkacak olan detoks semptomlarından korkuyorum. Ancak ertelediğim sürece daha fazla toksin biriktireceğimi de bildiğim için  6 Mart'ta başlamaya karar verdim. Tarihin bir özelliği yok, sadece önümüzdeki 3 günde işlerim daha az yoğun olacak ve ben detoks etkileri ortaya çıkarsa uzanıp yatabileceğim.


Bu tür bir arınmaya ilk merak duyduğumda 7 günden 93 güne kadar bu tür oruçları tutan insanların deneyimlerini birinci ağızdan paylaştıkları günlüklerini okumak benim için her türlü araştırmadan, bilim adamı görüşünden, bu işten inanılmaz paralar kazanan detoks merkezlerinin tanıtım siteleirnden falan çok daha bilgilendirici ve cesaretlendirici olmuştu.Çok da derinlemesine araştırmadım ama bu konuda Türkçe bir blog bulamadım, o yüzden kendi deneyimlerimi paylaşmak istedim.